Bu görüntü tabii ki insanoğlunun gözünden kaçamazdı. Nitekim, insanoğlunun buraya ilk yerleşimini bilebilmemiz için, çok eskilere, en az 3000 yıl öncesine gitmemiz gerekir. Yani, 3000 yıllık bir tarihi vardır Amasra'nın.. Amasra, 3000 yıl önceki adıyla "Sesamos", milattan önce 12. yüzyılda Fenikeliler tarafından kurulmuştur. 300 yıl kadar süren Fenike egemenliğinden sonra, şehre, uzun yüzyıllar boyunca, sırasıyla, Miletos'lular, Kimmerler ve Persler hâkim olur. Milattan önce 3. yüzyılda Anadolu'yu istilâ eden Büyük İskender, Sesamos'u ve oraya bağlı iç bölgeleri (Eflani, Safranbolu, Devrek), Bolu-Kastamonu yöresinde yaşayan Paphlagonia'lılara bırakır. İskender, Pers ordularını bozguna uğratarak ilerler; Pers Hükümdarı III. Dareious'un haremini, hazinelerini ele geçirir ve Pers İmparatoru'nun kardeşi Oxyartes'in güzel kızı Roxane ile evlenir. İşte Amasra'ya adını verecek olan "Amastris", bu Roxane'ın küçük kız kardeşidir. İskender, baldızı Amastris'i, Heraklia (Ereğli) Tiranı Denys ile evlendirir. Bu, Amastris'in ikinci evliliğidir. İskender'in ölümünden sonra, Dinast hanedanını temsil eden Denys, krallığını ilân eder; böylece Amastris de kraliçe olur."1 Amastris, eşinin ölümünden sonra, Sesamos'a yerleşerek buranın yeni bir şehir olarak imarını kendine amaç edinir. İlk olarak, kendisine bağlı kıyı kasabaları, Tieion (Filyos), Kromna (Tekkeönü) ve Kytoros (Gidoros) halkını Sesamos'a göç ettirir.

Pers saraylarının görkemli havasında yetişmiş ve Hellen kültürü ile tanışmış olan Amastris, akropolü, sunakları, tapınakları, rıhtımları, şehir surları, agorası, soylular ve halk mahalleleri ile yepyeni bir sitenin yapımını gerçekleştirir. Artık Sesamos, "Amastris" adını almıştır. Amastris'in yeni imarı daha çok sanat ağırlıklı ve bir bahçe-şehir görünümündedir.'1' Kraliçe Amastris, milattan önce 3. yüzyıla doğru, bağımsızlığını ilân eder ve kendi adına para bastırarak çok karışık bir dönemde adını duyurur. Ancak, maalesef sonu iyi olmaz. Onun Amastris'deki görkemli konumunu hazmedemeyen iki oğlu, vahşi bir plân yaparlar. Heraklia'dan Amastris'e gitmek üzere bindikleri yelkenlide, annelerini çılgınca bir cinayetle öldürürler. O sırada, Nicomedia'da (İzmit'te) bulunan, Amastris'in eski eşi, halkın nefretini kazanan bu iki kardeşi yakalattırır ve idam ettirir. Böylece, Amastris'de yaklaşık 70 yıl süren Dinast hanedanının egemenliği tarihe karışır. Bir çok karışıklık ve ayaklanmadan sonra, Amastris yönetimi, milattan önce 2. yüzyılda Pontus Krallığı'nın koruyuculuğunu kabul eder."1 Amasra'da 15 yıl kadar kraliçelik yapan Amastris'den, adı ve paraları dışında günümüze hemen hemen hiç bir şey kalmamıştır. Yaklaşık 200 yıl süren Pontus dönemi, Amastris şehrinin refah çağı olarak bilinir. Bundan sonra, milattan önce 7o'de, Romalılar'ın şehri işgal etmesiyle, 300 yıl kadar sürecek olan Roma Devri başlar. Bu devirden kalan kalıntılardan biri, Bartın-Amasra yolu üzerindeki Kuşkayası adı verilen kaya anıtıdır. Karadeniz'in sert rüzgârlarına karşı iki bin yıldır direnen bu anıt, Anadolu'da bir benzeri bulunmayan yegâne yol anıtıdır. Nikomedia (İzmit) ve Amasia (Amasya) arasında Romalılar tarafından yapılan anayola bağlantılı olan bu yol Amastris'e kadar inmektedir. Beş yüzyıl sürecek olan Roma egemenliğinde, şehrin yeniden imarına girişilmiş, Forum, Basilique (Meclis Sarayı), Arter (Şeref Yolu), tiyatro, Akrapol, tapınaklar, yeni caddeler, su ve lağım şebekeleri yapılmıştır. Bugün Bedesten (Basilique) başta olmak üzere şehrin hemen her yerinde görülen tarihî kalıntılar o devirden kalmadır."

Roma İmparatorluğu'nun milattan sonra 395'de ikiye bölünmesinden sonra, Amasra, 13. yüzyıla kadar Bizans yönetiminde kalır. Hıristiyanlığın doğuşu ve gelişimi sırasında bir çok ayaklanma ve olaylara sahne olur. 8. yüzyıldan sonra ise, giderek yayılan İslamiyet'le karşılaşır; Arap akınlarına karşı şehir zor günler geçirir. Cenova'lı tüccar gemicilerin 1270'li yıllarda Amasra'ya yerleşmesiyle şehir bir süre sonra Cenova hakimiyetine girer. Ceneviz'liler, bu sırada, Amasra'ya, "Samastris" veya "Samastro" demektedirler. Bu isimler, giderek Amasra adına dönüşecektir. 200 yıl kadar süren Cenova devrinde, Amasra'nın Bizans'tan kalan kalesi onarılmış, güçlendirilmiş; surlar ve kale kapıları çok sayıda Cenova arması ile donatılmıştır. Bu armalarla, halk tarafından, her kalıntının Ceneviz'lilerden kaldığı sanılır. Aslında gerçek öyle değildir; bu kalıntılar, şehrin 3000 yıllık tarihinden geriye kalanlardır."1

1453 yılında İstanbul'u fetheden Sultan II. Mehmet, bir zamanlar Bizans'tı tarihçi Niketas'ın söylediği sözleri unutmamıştı: "Çeşm-i Cihan!." 1461 yılında Trabzon seferine çıktığında "Önce Amasra!." dedi. Yolunun üzerinde olan Amasra öncelikle alınmalıydı. Şehir karadan ve denizden kuşatıldığında, bu tarihî beldeyi tepeden izleyen Fatih, yanındaki lalasına "Çeşm-i Cihan bu mu ola?" dediğinde, Amasra kalesinin anahtarları çoktan kumandanlarına teslim edilmiş, şehir savaşmadan teslim olmuştu. Fatih, şehir halkına bağışlayıcı davrandı; onların İstanbul'a yerleştirilmesini ve Amasra'ya Eflani halkının getirtilmesini buyurdu. Bugünkü Amasra halkı, Eflani'lilerin soyundan gelmektedir.

Amasra, bugün 17 Km kadar uzaklıktaki Bartın ilinin bir ilçesidir. Bartın'dan yola çıkıldığında, yol, dolana dolana ve yeşil güzelliklerin arasından, dağların yamaçlarından Amasra'ya kadar iner. Şehir, birbirinin tam aksi yönündeki iki limanı (Büyük Liman ve Küçük Liman), plajları, Amasra Kalesi, buraya "Kemere" denilen bir köprüyle bağlanan "Boztepe"si ve limanın dışındaki "Büyükada"sı ile birlikte minyatür bir güzellik anıtıdır.

Amasra'nın, Fransız ressam Jules Laurens tarafından 1847 yılında yapılan bir gravürünü Collection okurlarına sunuyorum (Resim 1). Bu resim, şehrin "Kefaser" denilen yerinden yapılmış olup, solda Boztepe, ortada Amasra Kalesi ve Küçük Liman görülmektedir. Geçen yüzyıllarda, özellikle bir çok yabancı araştırmacı, arkeolog ve yazar Amasra'ya gelmiş, burayla ilgili izlenimlerini anılarına geçirmişlerdir. Amasra ve çevresi köyleri, yıllardır, orman ürünleri satışıyla, balıkçılıkla geçinirler. Örneğin, artık pek zorlukla bulunan şimşir, bir zamanlar tüm ülkeye ihracı yapılan önemli bir meta idi. Zonguldak maden ocakları için gerekli kerestenin bir kısmı da buradan sağlanırdı. "Çekicilik" denilen ahşap el sanatları, uzun yıllar Amasra'lıların övündüğü bir sanat gösterisidir. Şehre elektrik gelmesinden sonra tornacılığa dönüşen bu sanat, son yıllarda piyasalara Çin mallarının gelmesi üzerine, babadan kalma dükkânlarında bu işi yapmaya çalışan bir kaç kişinin elinde kalmış gibidir. Bugün "Çekiciler Çarşısı" olarak bilinen tarihî çarşısında bunun örnekleri görülebilir. Ayrıca, Amasra'lı hanımların elinden çıkan ince tel kırma işlemelerine de bu çarşıda rastlayabilirsiniz.

Amasra sahilinden doğuya, İnebolu yönüne doğru yola çıktığınızda, birbirinden güzel koylarla karşılaşırsınız. Bunlar, Bozköy, Çakraz, Akkonak, Deliklişile, Tekkeönü, Gideros, Kurucaşile, Cide., diye gider. Bartın'dan itibaren bütün bu sahillerde, bir zamanlar, Karadeniz'in hırçın dalgalarına dayanıklı tekne yapımı önde gelen iş kollarından biriydi. Hâlen de bazılarında devam etmektedir. Resim- 2'de, Bartın'da, geçen yüzyılın başlarında, Yirmibeşzâde Tersanesi'nde yapılmakta olan tekneler görülmektedir. Teknelerin çokluğu ve halkın buraya ilgisi dikkat çekicidir. Amasra, İstiklâl Savaşı sırasında, Bartın ve çevre köyleri ile birlikte Kuvay-ı Milliye'ye katılmış, Zonguldak'ı işgal eden Fransızlar'a karşı kasabada direniş örgütleri kurulmuştur. Savaş sırasında yerleştirilen toplarla, burası güçlü bir müstahkem mevki ve deniz üssü hâline getirilmişti (Mayıs 1921). Bununla da kalınmamış, Kasım 1921'de, bir binbaşı komutasında, keşif görevleri yapabilecek bir "Deniz Tayyare istasyonu" kurulmuştur. Bu istasyonda görevli üç deniz tayyaresi bulunmaktaydı. Bu uçaklar, keşif görevlerinin yanı sıra, Karadeniz'deki Yunan gemilerine saldırılarda da bulunmuşlar, hatta iki kardeş pilot teğmen, uçaklarının arızalanması sonucu şehit olmuşlardı.'2'

Bu şehrin doğal güzelliklerinin yanı sıra, diğer bir özelliği de, yakınında ve çevresinde kömür yataklarının bulunmasıdır. Örneğin, 19. yüzyılın sonlarında, Amasra ve çevresinde 13 kömür ocağı bulunmaktaydı. Bu ocaklardan biri hariç tamamı yabancılar tarafından işletilirken, Tarlaağzı'ndaki tek ocak Müslüman bir madenciye, 1864 yılında bir Boşnak göçmeni olarak Amasra'ya gelen madenci Edhem Ağa'ya aitti. Zamanla kasabanın varlıklı kişilerinden biri olan Edhem Ağa'nın 1890 yılında yaptırdığı Edhem Ağalar Konağı, bugün bile görkemli hâliyle Amasra'nın üst düzey yapılarından biridir (Resim 3). Amasra limanı, İnebolu ve Zonguldak gibi, İstiklâl Savaşı sırasında İstanbul ve Rusya'dan getirilen silahların, Anadolu'ya kaçırılmasında önemli görevler üstlenmiştir.

Bu görevi yapanlardan biri de "Şahin" vapuruydu. Ancak bu gemi, 25 Ekim 1923 tarihinde oluşan çok şiddetli bir fırtınada, Amasra'nın Büyük Liman'ı içinde battı.'21 Kumsala çok yakın bir yerde batan bu gemi, acaba 1930 yılında Boztepe'den çekilen bir resimde (Resim sahilde görülen gemi miydi?. Uzun yıllar çocukların dalıp çıktıkları bir oyun yeri hâline gelen gemi enkazı, ancak 1950'lerde temizlenebildi.

Amasra'nın bilinmeyen yanlarından biri de, Zonguldak bölgesinin ilk gazetesi olan "Hamiyef'in, istiklâl savaşı yıllarında Amasra'da yayınlanmış olmasıdır. Bu gazeteyi, o zamanki el tezgâhlarıyla bastıran kişi, Cide Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Hamza Fayiz (Laz Hamza) idi.'3' O yıllarda, bu kasabanın, tarihsel geçmişinden kaynaklanan bir kişiliği vardı. 1926 yılında Cumhuriyet ilkokuluna çevrilen bir "İptidai (ilkokul)"u da bulunmaktaydı.

Bugün bir turizm beldesi olan, nerdeyse yılın her günü yerli ve yabancı turistlerle dolup taşan bu şehrin, yakın zamanlarda çekilmiş yüzlerce renkli fotoğrafı varken, ben, Coltection okurlarının ilgisini çekeceğini bildiğim eski resimlere itibar ediyorum.
Bunlardan biri, Amasra'nın, iki liman bir arada çok eski bir fotoğrafı; 1930'lu yıllar, belki daha da öncesi (Resim 5).

Diğer resim, 29 Ekim 1933'de, Cumhuriyet'in 10. yılında Küçük Liman'da açılan parka Atatürk büstünün konulduğu gün çekilmiş (Resim 6). Resim-7 ve 8'de ise, 1935 yılında Büyük Liman Plajı görülüyor. 11 Aralık 1938 Pazar günü, Amasra açıklarında demir atan Savorona yatından, Türkiye'nin İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü gelir Amasra'ya. İnönü, Amasra Kalesî'ni gezer, Çekiciler Çarşısı ile ilgilenir; Bartın'a da gidip geldikten sonra, Savorona yatı akşam üzeri ayrılır Amasra'dan. Resim 9 ve 10, bu ziyaret sırasında çekilmiştir.

Artık 1940'h yıllara geliyoruz. Resim 11, bir akşam üstü Büyük Liman Plajı. Turistlerin bilmediği Amasra'nın bomboş günleri.. Yukarıda sözünü ettiğimiz Kuşkayası'nda (Resim 12) ve Amasra'lıların piknik yerlerinden biri olan Askersuyu'nda (Resim 13) çekilen fotoğraflar da yine 1940'h yıllara ait.

Amasra'nın en güzel resimlerinden birini, Resim 14'de görüyoruz: "Kefaser'de Gün Batışı". Yıl: 1950. Arkada, Kefaser'in yıllarca bir simgesi olarak görülen, ama artık hiç olmayan eğik çam ağacı..

Amasra'da turizmin gelişmesi amacıyla 1952 yılında bir dernek kuruldu: "Amasra'yı Sevenler Derneği". Derneğin ilk çalışmalarından biri, Amasra'daki arkeolojik eserlerin korunması amacıyla bir müze kurulması oldu (1955). Kasabaya elektrik getirilmesinden, imar plânının hazırlanmasına, kale surlarının ve "Bedesten"in restorasyonuna kadar çeşitli alanlarda çalışma yapan bu dernek, Amasra'nın turizm yönünden adının duyulması amacıyla, "1952 yılı Türkiye ve Avrupa Güzeli" Günseli Başar'ı Amasra'ya davet etti. Amasra'ya henüz elektrik bile gelmemişti, ama Günseli Başar, 27 Eylül 1952 tarihinde Amasra'ya geldi ve Edhemağalar Konağı'nda, o zamanki idare lâmbalarının ışığı altında misafir edildi. Resim 15 ve 16'da, Günseli Başar'ın Amasra'da çekilen resimleri görülüyor. Amasra'ya gelen ünlüler arasında, 1931 yılında Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, 1936 ve 1953 yıllarında yazar İsmail Habib Sevük, 1938 yılında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 1949 yılında yazar Falih Rıfkı Atay, 1960 yılında Devlet Başkanı Cemal Gürsel, yazar Cihat Baban, şair Behçet Kemal Çağlar, yazar Nihat Sâmi Banarlı ve 1963 yılında Zeki Müren'i sayabiliriz. Amasra'nın henüz turizme açılmadığı o ilk yıllarda, Ankara'nın bürokratları, sefaret mensupları ve devlet sanatçıları başta olmak üzere seçkin kişileri, yaz tatillerini, zaten evlerine oldukça yakın olan Amasra'nın koylarında geçirmeyi tercih ederlerdi. O yıllar Amasra'nın sakin günleriydi.. Son yıllarda yaşanan turizm patlamasından sonra, gelenler konaklayacak yer bulmakta zorlanmakta, yapılan otobüs turlarıyla şehir hareketli günler yaşamaktadır. Amasra'nın unutulmayan günlerinden biri de, 30 Temmuz 1961 tarihinde çok görkemli bir şekilde kutlanan "Amasra'nın Fethi'nin 500. Yıldönümü"dür.

Amasra'yı Sevenler Derneği'nin önderliğinde gerçekleştirilen bu ilk kutlama, Ankara'dan getirtilen Mehter Takımı'nın Kefaser'den yeri-göğü inleterek yürüyüşe geçişi ile başlamış, aynı anda çok iyi bir zamanlamayla Türk Hava Kuvvetleri uçakları göklerden bu kutlamaya katılmış, limana demir atan donanmamıza ait bir filodan çıkan beyaz giysileri içindeki merasim kıtası Atatürk büstüne çelenk bırakırken, Cenevizliler'in kale anahtarlarını teslim edişi tarihî giysiler içinde canlandırılmış, yapılan konuşmalarla Amasra coşkulu bir gün yaşamıştı. Eski Amasra'lılar bugünü çok iyi anımsarlar..

O yıllara ait bir kaç resmi aşağıda sunuyorum: Resim 17, Boztepe'den Küçük Liman'ın görünüşü. 1954 yılına ait bu resimde, ortada Amasra'nın ünlü Direklikaya'sı ve arkada, sağda eski ilkokul binası görülüyor. Resim 18'de, Küçük Liman'a Aya Yorgi Tepesi'nden bakıyoruz. Sağda Amasra kalesi, solda Boztepe'yi buraya bağlayan Kemere ve arkada Büyükada. Resimde bir kumsal görünümünde olan Kemere'nin tabanı son yıllarda derinleştirilerek iki deniz birleştirilmiştir. Bugün Kemere'nin altından kayıklar ve motorlar geçmektedir. Kemere'nin daha yakından eski hâlini, kalenin Boztepe giriş kapısını ve Boztepe üzerindeki eski evleri ise Resim 19'da görüyoruz.

Resim 20, şehrin iç içe iki kale kapısını gösteriyor. Aralarında, tarihî bir zincirli kuyu bulunmaktaydı. Amasra'nın kazılan her yerinden tarih fışkırmaktadır. Son yıllarda ortaya çıkan Roma dönemine ait tarihî hamam bunun son örneğidir. Amasra'nın yetiştirdiği ünlü kişilerin başına, herhâlde bu yörenin ilk Müslüman madencisi Edhem Ağa'yı (1843- 1921) koymamız gerekir. Ondan yadigar kalan konakla ismi halâ anılmaktadır. Amasra'nın yaşayan en ünlü kişisi ise, sanat tarihçisi, Bizans ve Osmanlı tarihi uzmanı, Prof. Semavi Eyice (1923) dir. Eyice, sayısız kitap ve makaleleri ile Dünya çapında bir tarih uzmanıdır. Okuyabilmek için Atatürk'e mektup yazan ve bu sayede Kastamonu Lisesi'nde yatılı okuyabilen Kemal Uluser (1914-1944), Orhan Veli'lerin devrinde ün kazanmış, ancak genç yaşta yaşama veda etmiş Amasra'lı bir şairdir. 12 Mart Muhtırası sırasında Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Amiral Celâl Eyiceoğlu (1914-1983) ve General Mithat Ceylan da birer Amasra'lıdırlar. Tiyatro ve sinema sanatçısı Özdemir Han (Sağırosmanoğlu, 1932- 1997) ve genç yaştaki ölümünde ülkeyi yasa boğan, "2004 yılı Akademi Türkiye Yarışması Birincisi" Barış Akarsu (1979-2007) da Amasra'nın yetiştirdiği değerlerdir. Bu yazımızda hep eski fotoğraflarını sunmaya çalıştığımız Amasra'nın son yıllardaki görüntüsünü belki de Collection okurları merak edeceklerdir. Boztepe'den çekilen aşağıdaki fotoğraf, Fatih'in "Çeşm-i Cihan" sözünü doğrulamıyor mu?..

KAYNAKLAR
1. Necdet Sakaoğlu: "Çeşm-i Cihan Amasra", Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 1999.
2. Erol Mütercimler: "Bu Vatan Böyle Kurtuldu", Alfa Yayınları, İstanbul, 2005.
3. Sina Çıladır: "Gazetecilikten Gazeteciliğe", Demokrat Gazete, Kdz. Ereğli, 9 Ekim 2008.




