Gezi Yazıları (4)
Amasra Rehber Yazıları ve Fotoğraflarını buradan izleyin.
Oktay Ekinci'den Yolculuk Dergisine Amasra Yazısı
Yazan Ferhat GüngörGözden Irak Amasra...
Amasra, filmin oyuncularını sarmalayan karakter. Oyuncu o da. Canlı, kimlikli, filmi filmyapan...
Denizle kaya birbirine dolanmış, içine bir kasaba almış.
Yeryüzünde coğrafya ve tarihin kardeş olduğu yerlerden biri..."
Bu tanımlamayı, yakın yılların başarılı Türk filmlerinden "Gönderilmemiş Mektuplar" için, eserin çekim öyküsünü kitaplaştıran Nesteren Davutoğlu yapıyordu...
Kitabı tanıttığım yazımda özetle şunları söylemiştim: "Filmdeki duygusallıkla kaleme alınan sayfalarda, sadece yönetmen Yusuf Kurçenli'yi, Türkan Şoray'ı, Kadir İnanır'ı ve diğer emektarları değil, Amasra'yı da kucaklıyorsunuz..." Çünkü senaryodaki aşk ve insan sevgisinin bu denli yüksek bir bağlılık içinde sinemaya dönüşmesinde Amasra'nın payı da çok fazlaydı... Oradaki "coğrafya ve tarihin kardeşliği" ne kadar efsaneviyse, Cem'in okyanuslar ötesinden tam 20 yıl Gülfem'ine yazıp da gönderemediği o mektuplar da o kadar destansıydı...
Ayandon fırtınasından kocakarı soğuklarına, kestane karasından pastırma yazına kadar iklim ve coğrafyanın el ele yaşandığı harika bir liman kentidir Amasra. Denize doğru bir kulaç gibi atılmış yarımada ve adaları ile hep doğadan gelecek olan ve ona verilecek olan nimetlerin kalesidir. İki adalı, iki koylu beş tepeli Amasra yarımadası, Karadeniz’in sanki ‘seni ben yetiştirdim’ diyerek ana karadan koparıp almak istediği üzüm salkımı gibidir. O yarımada ve adalar mı denize doğru uzanır, yoksa o ismi kara deniz mi karaya sığınmak ister ve girer toprağın bağrına anlayamazsınız. İşte bu tutkulu sarmaş dolaş oluşun, deniz ile karanın çocuğudur Amasra. İki korunaklı koyu ile zor denizleri aşıp gelen gemicilerin sığınma ve ticaret limanı, aynı zamanda Anadolu’nun da Karadeniz’e açıldığı ender kapılardan biridir.
Â
Yazı ve Fotoğraf : Akgün AKOVA
SKYLİFE EKİM-2003
İnsan, yaşamına derin çizgilerin nerede atılacağını bilseydi; oralara ilk gidişini, o kentlerle ilk karşılaştığı anı belleğine silinmez bir görüntü olarak nakşederdi.

Yıldızların şiirlerdeki harfler gibi gökyüzüne dizildiği bir sonbahar gecesiydi.
Bartın’dan sonra, sanki bir yılanın sırtına binmiş ve dolana dolana dağlardan inmiştik.
Karanlık, denizin yüzünü göstermemişti. Sonra birden bütün ışıklarını yakmış bir gemi gördüğümü sanmıştım.
Limanda bekleyen uzun bir gemiyi andırıyordu kasaba. Ertesi sabah dalga sesleri beni uyandırdığında artık o geminin bir yolcusu olduğumu düşünmüştüm.
BEÅž YOLDAN AMASRA
Yazan Hüseyin ÇOBAN
Â
Amasra öyle kolay varılan, ana yolların hemen yakınında bir turizm kenti değil. Ona ulaşmak için seyahat sever olmak gerekiyor. Onu görebilmek için Batı Karadenizin kıyılarını aşmak gerekiyor. Amasra; adaları ve yarımadalarıyla, nasıl denizi kucaklıyorsa, ona öyle yaklaşmak ve kucaklaşmak gerekiyor.
Â
Amasra iki adası, bir yarımadası, burunları ve mendirekleriyle denize doğru kulaç atarken, o ismikara kendi yeşil Denizde, iki koy ve kıvrımlarıyla sanki karaya sığınmak ister gibidir.
Â
İşte bu iç içe geçişin, içtenliğinin tadına varmak için AMASRA’YA BEŞ YOL VARDIR. Bu beş yolun her birinin gizemli zenginlikleri daha ilk seyahatinizde sizi iyi bir SEYYAH yapıverecektir.


